Alışkanlık yanlıdır

İNSANLAR, KORKULARI YÜZÜNDEN BİRİLERİNİ MUTLU ETMEK İÇİN SORUMSUZCA DAVRANIR. MADALYA TAKILMIŞ, TAKDİR EDİLMİŞ KÜÇÜK DÜNYASINDA SÜRÜNDÜĞÜNÜ FARK EDEMEZ

Dil, insan tarafından anlamlaştırıldığı için alışkanlık oluşturur; “Alışkanlık kendini bilmez, dolayısıyla da sonucunu” gerçeği ile baş başa bırakır. İnsan, dilin anlamı ile yaşadığını zannettiği için yeni ile hiç bir şekilde karşılaşamaz. Dolayısıyla da, uyuşmuş zihni ile yanlış geçmişinden özgür olamaz.
Günümüze kadar gelebilmiş (!) insan, tür olarak tekrar etmesi dışında yeni olarak hiçbir şey yaratamaz.
Hatırladıkları, ürettikleri ve geleceğe ait tüm hedefleri, planları binlerce yıldır geçmişin bilgisine ait olarak tekrarlar zinciri oluşturmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Evet, ihtiyaçlar listesine uygun kişiselleştirdiği sanal dünyasını, tekrarlar girdabında sürüklenmeye bırakmıştır (!) Hatta, çıkış bulacağına inandırılmış zihni, hiç sorgulamadan sürekli olarak meslekler yaratır? O kadar da cesurdur ki, binlerce senedir, subliminal mesajlarla uyuşturulmuş beyninin, travmatik zihinsel sürecinin farkına varamadan bir meslekte uzun yıllar var olma, karar verme cesareti gösterir (!)
Oysa ki, her mesleğin bir psişik altyapısı, bir yaşanmışlığı, bir geçmişi vardır ve her meslek, bir ihtisas dalını desteklediği için insana kurtarıcı olduğunu hissettirmekten başka hiç bir işe yaramaz.
Bilenlerin dediği gibi; “Ne kurtaracak biri, ne tedavi edecek biri, ne mutlu edecek biri vardır…”
İnsan, şunu iyi bilmelidir; kişisel çıkarlara uygun sistemlerinin devamı, mesleklerin yaratılmasını, çeşitlendirilmesini sürekli desteklemektedir (!)

Dünya Ekonomik Formu (WEF), son raporunda; “…şirketlerin önemli bir kısmı önümüzdeki 5 yıl içinde teknolojinin ötesindeki faktörler nedeniyle lokasyonlarında, değer zincirlerinde ve işgücü büyüklüğünde değişiklikler yapmayı bekliyor. 2025 yılına kadar, insanlar ve makineler arasındaki işbölümündeki kayma nedeniyle 85 milyon işin yerinden edilebileceğini ve insanlar arasındaki yeni iş bölümüne daha uyumlu 97 milyon yeni rolün ortaya çıkabileceğini tahmin ediyoruz…” diyor.
“Daha çok para kazanacaksın… Mutlu olmak istiyorsan burası senin ülken… İnsan gibi yaşamak senin de hakkın…” gibi subliminal mesajlarla beyinin yıkanmasını sağlayıp aslında, kendi beklentileri için çalışacak köleler oluşturuluyor. Dolayısıyla da sistemin yürümesi için kanunlar, insanın refahı için değil, sisteme uygun devamlı değiştiriliyor.
Dünya’nın mükemmel düzenine rağmen, sistem kuranların köleleştirdiği insanlar sorumsuzluğunun akıntısında bir o yana, bir bu yana savrulduklarını fark edemez. Çünkü, küçük dokunuşlarla mutlu olacağına inandırılmış olması ile birilerinin planlarına uygun hareket etmeyi çok özel bir görev kabul eder.
Liderine biat etmenin huzurunu yaşamının baş köşesine oturttuğu için de köle olduğunu unutur.
Birileri; “Sen harika bir çalışansın… İşte, bu senin başarın… Senden daha iyi yapan olamaz…” gibi yalanlara inandırılması -binlerce yıl geçmesine rağmen- kendi başına çorap örüldüğünü bile göremeyecek kadar kör tekrarlarını sağlar.

Yanlış, etimolojik olarak; “Yan, Yanlı, Yanılma” gibi… anlamlar içerir.
Günümüz insanının tüm hayatına baktığımızda mutsuz, psikolojisi bozuk, geleceğinden korkan, kimseye güvenmeyen, kişiselleştirilmiş, sabırsız, psişik durumda olduğunu görürüz.
Yani; travmatik bir zihin yapısı içindedir.
Bu durum, bugün, dün, önceki gün değil, yüzbinlerce yıldır, üstüne koyarak gelmiş bir sonuçtur. İnsan, gelenekleri ve inançları yüzünden tam karşılığı; korkuları yüzünden bir tek evi olan dünyasını bile kaybetmektedir. Baktığımız zaman aslında günümüz insanı, evsizdir ve göremediği hakikat ise; başını altına soktuğu çatı az sonra yıkılacaktır.
Korkuları yüzünden birilerinin mutlu etmek adına, sorumsuz davranışlar tekrar ederken, madalya takılmış, takdir edilmiş küçük dünyasında süründüğünü fark edememektedir.
Gerçek ile hakikat arasındaki fark; gerçek: elle tutulur, gözle görülür olmayı anlatır, hakikat ise; ne elle tutulur, ne gözle görülür ama evreni oluşturan zekanın hareketi olarak, “HİÇ” olmayı anlatır. Yani; günümüz insanının içinde bulunduğu durumun tam tersini(!)

Sorumlu olmak; yaşamın içinde olmak, yaşama ait olanları fark etmek, mesuliyet almak noktasında insanın sorgulamasını gerektirir. Sorgulayan bir insana, zihinden özgür olmayı, evrenin parçası olarak, tüm canlılara saygı göstermeyi ve hiçbir canlıyı ötekileştirmeden kabul etmesini getirir.
En önemlisi de alışkanlıklardan kurtulmayı getirir. Çünkü, evren alışkanlıklara bağlı olmamıştır.
Zeka, evren olduğu için, evren özgür olduğu için, evrendeki tüm canılar da zekanın bir parçası olduğu için olmuştur.
İnsan, fark etmelidir ki; dünya üzerinde bir canlıdır… dünyanın da içinde bulunduğu evrenin bir parçasıdır… evrenin olmasını sağlayan zekadır.
Aksi takdirde, dünyadaki en az yaşamış tür olarak, evrensel kayıtlardaki yerini alacaktır.