Bilinçsiz yaşamak

EVRENDEKİ YAŞAM İLETİŞİM VE İLİŞKİ ÜZERİNE KURULU DEVAM EDİYOR. DÜNYA ÜZERİNDE YAŞAYAN İNSAN TRAVMATİK ZİHİN YAPISI YÜZÜNDEN BU GERÇEĞİ FARK EDEMİYOR.

“Hiçbir şey yapmadan bir şey olabilir mi?” diye sorsam nasıl bir cevap verirsiniz?
Büyük ihtimalle “mümkün değil” diyeceğinizi duyar gibiyim.
Peki, bu durumun mümkün olduğu konusunda ısrar edersem…
…ki edeceğim, çünkü hiçbir şey yapmadan bir şeyler olduğu konusunda evrende sonsuz örnek bulunuyor.
İletişimsiz ilişki kurduğumuz anda yaşama ortadan baktığımızı fark edemez, bağımlılıklarımız ve zihnimizden özgür olamayız.

Yürürken attığımız adımı,
Yerken yuttuğumuz lokmayı,
Nefes aldığımız anda nasıl bir hareket içinde olduğumuzu,
Verdiğimiz kararlarımızın sonuçlarını biliyor muyuz?
Bilemeyiz.
Nedeni şartlandırılmış zihin yapımız.

Aynı anda tatlı ve tuzlu suda yaşama özelliğini sahip, göçmen kategorisinde sınıflandırılmış Diadrom balıklar nehirler, akarsular aracılıyla yumurtalarını doğdukları yere bırakmak için denizden içeri doğru binlerce metre girer.
Bir örnekle, Diadrom balık türü Anodrom göçmeni Kızıl Somon, en uzağına seyahat eden türlerden biri olarak Pasifik Okyanusu’ndan içeriye 900 milden (yaklaşık 1.450 km.) fazla yüzer, ABD Idaho Sawtooth Vadisi sularına 6.500 fitten (yaklaşık 1980 m.) fazla tırmanır, burada yumurtalarını bırakır ve tatlı suda fizyolojik değişim geçirdiği için ölür.
Konu bu kadar basit anlatılacak bir göç ve değişim hikayesi değil tabii ki.
Kızıl Somon, yumurtlamak için tatlı suda ilerlerken nehir kıyı ekosistemi üzerinde büyük etki yaratır. Bir çok canlı tarafından yenilmesi yanında parçalarının etrafa saçılması sonucu doğaya hayati kaynak oluşturur.
ABD Tarım Bakanlığı Toprak Bilimcisi David V. D’Amore, Kızıl Somonların yumurtlama yolculuğu sırasında toprak ve su ortamındaki enerji transferinde önemli rol oynadıklarını, somon tarafından sağlanan besinlerin mikrobiyal gübrelerle bitki büyümesini desteklediğini, buna karşı olarak bu organizmaların akarsu ekosistemindeki yiyeceklerle beslenen soman balığı ile diğer türlere yiyecek döngüsü sağladığını açıklıyor.
D’Amore, ayrıca “Boz Ayılar, akan su güzergahından ormanın içine taşıdıkları somon parçaları ile çevredeki ağaçların önce dibindeki mantarlara, mantarlardan ağaçların köklerine, ağaçların köklerinden hem toprağa, hem de gövdesindeki su kanalları ile ağaçlara biyolojik etki eder” diyerek, doğanın iletişim ve ilişki döngüsünden bahsediyor.

Zürih Üniversitesi Doç. Gabriel Jorgewich-Cohen, geçtiğimiz günlerde deniz canlılarının nasıl konuştuğu hakkında bir makale yayınladı. Makalesinde, deniz canlılarının çiftleşmek veya yumurtadan çıkmak istediklerinde iletişim kurduklarını açıklıyor. Ayrıca, bu iletişim ve ilişkinin 400 milyon yıl önce Devoniyen dönemindeki bir tek atadan geldiğini belirtiyor.

Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü Yüksek Lisans Üniversitesi (OIST) “Biz karar vermeden 6 saniye önce karar veren kim?” başlığı altında yapılan çalışmada çevre ile ilişkimiz anlatılıyor.
OIST’de çalışmayı yapan profesörlerden Kenji Doya, beynin hareket mekanizmasını yöneten iç çekirdeği Striatum içindeki 3 bölgenin (Ventral, Dorsomedial, Dorsolateral) koordineli olarak sinyallere göre hareket ettiğini belirtiyor.

Boston Üniversitesi Nöroloji Profesörü ve Harvard Tıp Okulu Öğretim Görevlisi Andrew Budson liderliğindeki araştırmacılar, “bilincin özünde bir hafıza sistemi olduğunu” öne sürüyor. Budson, “Bilincin, bilinçsiz beynimiz tarafından geleceği esnek ve yaratıcı biçimde hayal etmemiz ve buna göre plan yapmamız için kullanılan bir hafıza sistemi olarak geliştiğini öne sürüyoruz” diyor.
“Bu teori, aslında dünyayı algılamadığımızı, kararlar vermediğimizi veya doğrudan eylemde bulunmadığımızı söylüyor. Aksine tüm bunları bilinçsizce yapıyoruz ve sonra (yaklaşık yarım saniye sonra) bilincimiz sayesinde bunları yaptığımızı hatırlıyoruz” diyerek, noktayı koyuyor.

İletişim ve ilişki evrensel yetidir.
Etimolojik olarak, İletişim: M.S. 12 YY. -Alone- “yalnızlık hali, tek başına”, İlişki: M.S. 13 YY. -All one- “birlikteyiz hali, her şey” olarak açıklanıyor.

Ağaç kabuğuna, deri üzerine, duvarlara gördüklerimizi, anlamlandırdıklarımızı çizdik, sürekli notlar tuttuk, okullar açtık, kitaplar yazdık. Tüm bu bilgiler ışığında yol almaya çalıştık, bu bilgileri temel alarak kararlar verdik. Ancak, ne gözlemci olarak iletişimin ne olduğunu anladık, ne de gözlenen ile ilişki kurarken evrensel alfabe ile okumayı biliyoruz?
Böyle olmamızın nedenini üç başlıkta özetlenebilir.
Birincisi; primat zihin yapımız kararlarımızın temelini oluşturuyor,
…örnek, ağaç tepesinden gökdelenlere çıktık.
İkincisi; türlerden aktarılan “savaş ya da kaç” tepkisi sonucu düalite bakış açısı oluşturduğumuz için her şeyde ben-sen ayrımı yapıyoruz,
…örnek, devletler, sınırlar, bayraklar ve güvenlik güçleri.
Üçüncüsü de; var olduğuna inandırıldığımız kişiliğimiz iletişim ve ilişki kurma sürecimizi etkiliyor,
…örnek, gelenekler, kültürler ve biat inancımız.

İnsan, iletişim kurmak için yola çıkar, ilişki kurduğunu iddia eder ancak, düşünceleri (düşünce geçmiş ve travmatik tepkidir) ile doldurduğu zihninden özgür olamadığı için “her şeyi ben yaptım” zanneder. Oysa, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi doğanın ilişkisine, kendimiz olan doğa ile ilişkimize bir göz atsak, ne kadar travmatik bir zihne sahip olduğumuzu görürüz.
Kapımızın içeriden çalındığında duymak istiyorsak, başta kendimiz olmak üzere evrendeki her canlı ile iletişim ve ilişki içinde olduğumuzu anlamalıyız.