Geleneksel bilgi!

BİR SPERM İLE BAŞLAYAN YOLCULUĞUMUZDA VÜCUDUMUZ, DOĞA YASALARINA (NEDENSELLİK İLKESİ) BAĞLI OLARAK, ÖLENE KADAR DEĞİŞİR. BİZ İNSANLAR, BU HAKİKATİN DIŞINDA KALMAYA İNANIYORUZ!

Evrende, trilyonlarca gezegen içinde, kendine ait konumu, kendine ait fiziksel ve kimyasal yapısı ve de kendine ait canlı yaşamı olan bir tane dünya var.
Doğa yasaları (Nedensellik İlkesi), üzerindeki canlılar ile birlikte evrendeki tüm gezegenlerin sürekli hareket halinde olmasını sağlar. Henüz bir teori olarak kabul edilen “Başlangıç”tan günümüze, evrendeki tüm gezegenlerde olduğu gibi, dünya üzerindeki tüm canlılar da bu hareketin bir parçası olarak doğar ve ölür.
Her şey, dinamiklik yasasına göre an be an değişmektedir. Çünkü, evren, nedensellik ilkesi ile var olmuş, nedensellik ilkesi ile günümüze kadar gelişmiş ve nedensellik ilkesine bağlı olarak… (nedenin anahtarı olan) ölümü gerçekleşene kadar yaşayacak ve değişmeye devam edecektir.
Dünya üzerinde yaşayan insan vücudunda, nedensellik ilkesi sonucu her gün, yaklaşık 330 Milyar’ın üstünde hücre ölür. Bu ölüm, vücudumuzdaki tüm hücrelerimizin yüzde 1’ine eş değerdir ve sürekli olarak 90-100 gün içinde 30 Trilyon hücremiz yenilenir.
Peki, biz, bu değişimi biliyor, görüyor ya da hissediyor muyuz?
Tabii ki, hayır.
Çünkü, bir sperm ile başlayan yolculuk, doğa yasaları (nedensellik ilkesi) sonucu, vücudumuz ölene kadar değişirken, biz, insanlar başka bir dünya varmış gibi inandırıldığımız için bu hakikatin dışında olmayı tercih ediyoruz!..
Kadim uygarlıkların anlattığı gibi, bu gerçeğe göre; insan, bir kişilik oluşturduğu için, kendinin ne olduğunu bilemez ve ortada duran hakikati asla göremez.
İnsan varlığının en önemli nedeni, evrenin bir parçası olmasıdır. Bu evren, yaşamın kendidir ve doğum-ölüm hakikatinde gelişir. Bu hakikate dokunduğumuzda, üzerinde yaşadığımız dünyanın evimiz olduğunu görürüz. Ayrıca, bizim dünyanın bir odası, evrenin evimizin bahçesi olduğunu görürüz.
Kendimizi inandırdığımız, “En değerli” ifadesi ile sanki evrendeki tüm canlılar değersizmiş düşüncesi yaratıyoruz. Ne yazık ki, bu düşüncemiz kibrimizi kabartmaktan, geleceğimizi engellemekten başka bir işe yaramıyor. Çünkü, bize öğretilen geleneksel bilgi bu!..
Hayatın bir bütün olduğunu, bu bütünün içinde yaşayan her canlının bu bütünün bir parçası olduğunu ve aynı koşullarda yaşama hakkına sahip olduğunu görmezden geliyoruz. Sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağımız bir dünyaya doğru koştuğumuzun farkında değiliz.
Evrenin tamamı, doğa yasaları (nedensellik ilkesi) sonucu meydana gelip, bu süreci devam ettirirken, bizim bu yasası görmezden gelmemizi sağlayan kararlarımıza inanmamız, “vücudumuzun evimiz” gerçeğini inkar ettiğimiz anlamına da gelir.
Bedensel olarak var olmamızı sağlayan hücrelerimizin evrensel yasalarla sürekli değişmesine rağmen, “insan, içinde bulunduğu durumu nasıl anlatır?” sorusuna, “Kararlarımız, sadece kendimize değil, dünyaya yıkım getirmektedir” olarak cevaplanabilir!..