İhtiyaçsız yaşam!

BİLMEK İÇİN ÖĞRENMİŞ OLMAYA İHTİYACI OLMAYAN, BİLDİĞİNİ BİLEN, BİLMEDİĞİNİ FARK EDEN OLARAK YAŞAMAK, YAŞAMAKTIR.

“Yan/lı” kökünden türemiş “Yanlış” kelimesi 5. YY ortalarında Güney İskoçya’da doktrine uygun olmayan anlamında dini bir kelime olarak ortaya çıkmış ve “İnançsız, Kasıtlı, Sahte, Ahlaksız” gibi anlamlarla desteklenmiş. 12. YY’a kadar da bu bölgeden Avrupa’ya yayılmış ve özellikle, “Cadı Avı” dönemi, “Yanlış” kelimesi sonucu doğdu da denilebilir.
“Yan/ıl-mak” olarak evrilmiştir.
“Yanlış” kelimesi günümüzde de kullanılmaktadır ancak, dini doktrin kökenli olarak değil. Onun yerine “Doğru yoldan sapmak, Hata yapmak, Yaramaz” gibi anlamlar yüklenmiştir.
Peki, insan, kendi varlığını hissettiği, ya da kendini bildiğini zannettiği günden itibaren kelimelere yüklediği anlamları nereden ve neye göre yüklemektedir? Bununla ilgili olarak, bilimsel araştırmacılar şöyle bir iddia ortaya atmaktadır; “insan beyni, mutlaka bir sembol, ya da bir şekil üzerinden tetiklenmek zorunda.”
MIT Picower Öğrenme ve Hafıza Enstitüsü araştırmacıları canlı denekler üzerinde yaptıkları bir çalışma sonucu; “Prefrontal korteksteki gama frekans ritim faaliyetleri -akılda tutulmasını sağlayan bilginin- nöral temsilini koordine ettiğini gösterdi” diyerek, beynimizin sorgulamaksızın kabul ettiğini ortaya koyuyor. Yani, prefrontal kortekste bulunan katılımcı nöronlar düşüncelerimiz, dolayısıyla kararlarımıza odaklanmak için eşgüdümlü olarak çalışıyor.
Bu durum, odaklanmanın nasıl ortaya çıktığını gösteriyor. Ancak, bu kurduğum cümlelerle ifade edilen durum bir açıklama olmanın çok ötesinde bir başka soruyu gündeme getiriyor; “Düşünen kim? Karar veren kim?”
Aklıma tek gelen cevap; “6 saniye kuralı!..”
Evrenin başlangıcına gidersek, bunun cevabını ötesinde buluyoruz!
Nedensellik ilkesi yasaları ile ilk elementin olmasını sağlayan, günümüze kadar ki tüm süreci yaratan zeka.

Şimdi, gelelim bununla ilgili bir başka konuya.
Önce “Makine Öğrenmesi” denilen, Yapay Zeka’nın bir alt çalışmasına.
Makine Öğrenmesi, özetle; “ulaşabildiği veri kümelerindeki bulduklarını analiz ederek, daha fazla veriye ulaşmak” demek.
Orada, her hangi bir yerdeki verinin ne olduğunu, nasıl olduğunu, nereden geldiğini anlamadan kaydetmek!..
Bu size bir şey hatırlatıyor mu?
Bence hatırlatmalı!..
Peki, Yapay Zeka.
O da, özetle; “insan zekasını taklit eden, topladığı veriyi yinelemeli (tekrar demek), kendince karar verdiğini ortaya koyan ‘Akılsız’ bir sistem…”
Yapay zekanın düşündüğü iddia edilir, oysa, süper güçlendirilmiş veri analizi sürecinde kendini tasarlayan bir tekrarlar bütünü olmaktan başka hiç bir fonksiyon geliştirememiştir. Çünkü, alt yapısı insan aklıdır!..
Yani, insanın en başından beri gerçekleştirdiği “Yanlış” temel üzerine kurulduğu “Akılsız” kodlar zinciri.
Sonuç olarak, her iki çalışmada geçmişin bilgisinden hareketle yola çıkan, doğal olarak da geçmişinin içinde “Akılsız” ticari bir döngüye dahil olan “Yanlış” olmaktan asla ileri gidemeyecektir.

Peki, dünyada bu konu ile ilgilenen bu kadar çok insan sizce ne yapıyor?
Basitçe, zihinsel mastürbasyon yapıyor, kendini kandırıyor, “Ben akıllıyım” döngüsünde aptallığını yaşıyor.
Yukarıda bahsettiğim “Yanlış” kelimesi asırlar sonra bile günümüzde yaşanan tüm bu “Aptal süreci” anlatan çok değerli bir kelime aslında!..
Şimdi, bu “Aptal süreci” şöyle özetleyebilirim;
1- İnsanın “Ben akıllıyım” döngüsü, primat zihin yapısı kaynaklı korku temelli inancıdır.
2- “Yapay Zeka” yaratmayı istemesi, “Tanrı’yı oynamak” adına “Transhümanist” bakış açısı ile doğadaki sürece müdahale ettiğini zannettiği bilişsel çıkmazında boğulmasıdır.
3- “Biz size akıl verdik” diyenlerin “Oku” emirini kabul etmek yerine tam da karşısında durarak, karanlık tarafın kurallarına alet olmasıdır.
Bu üçünün de ortak noktası; “insan, yanlışlarının içinde çırpınmaktadır, kişiselleştirdiği zihinsel yapısına biat etmektedir ve yok olmaya doğru gitmektedir.”
Beynimizi manipüle etmemiz çok kolay, her hangi bir bilgiye ne olduğunu bilmeden inanmamız da. Yeter ki, söyleyeni üst sınıf diye bir yerlere koyup, biat edeni olalım!

İnsan, daima kendini “Akıllı” kabul etmektedir. Haydi, buraya kadar “Akıllı” olduğunu kabul edelim. Ya evrenin nedensellik ilkesini bilmeden ortaya koydukları nasıl bir gelecek sunacak?
İşte, bunu asla görememektedir…
Holokost’tan kurtulan bir ailenin oğlu ABD vatandaşı Leonard Mlodinow, “Subliminal” mesajlar üzerine yazdığı kitabı ile insanın zihinsel köleliğinde daha da derine inmesini sağlamıştır.
Bu mesajlar günümüzde, insanları kandırıp, kendi kişisel çıkarlarının haklılığını ortaya koymak adına ölümcül sonuçlar gerçekleştirmek için kullanılmaktadır.
Hatta, subliminal mesajların bir uzantısı olan “Sosyal Medya” dediğimiz sanal dünya, günümüzde insan yaşamını daha da zihinsel köleliğe dönüştürmüştür.
Peki, Mlodinow doğru olanı mı yapmıştır?
Hayır.
Çünkü, ortaya çıkacak sonuçları, Holokost kökenli zihin yapısı yüzünden görmemiş, evrenin nedensellik ilkesini bilmediği için de bilinç altındaki intikam döndüsünü gerçekleştirmiştir.
Dünya’da milyarlarca insan her gün onlarca karar veriyor, hepsi de “Benim kararım doğru” diyerek.
Peki, biz insanlar, bu kararlarımızın doğaya uygun, diğer canlılara uygun, doğrucağı sonuçlarının kitlesel facialar yaratmayacağını biliyor muyuz?
Tabi ki, hayır.
Einstein, bunun harika bir örneği!..
5. YY’da dini doktrine uygun olmayan kelime “Yanlış”, sadece o dönemde binlerce insanın hayatına malolmuştur.
“Yanlış” 21. YY’da da o günlerden çok daha ileri seviyede geçerliliğini korumaktadır. Üstelik, günümüzde daha “Akıllı” olduğunu söyleyen insanın tanrı olma çabası ile!..

İnsanı diğer canlılardan ayıran tek özelliği DNA’sına müdahale edilmiş olmasıdır. Bu müdahale insanı asla diğer canlılardan ayırmaz, farklılık kazandırmaz hatta, daha akıllı yapmaz. Sadece, insana evrenin kitabını okuması için yol gösterir.
İnsan, akıl verildiği için okumalıdır.
İnsan, akıl verildiği için sorgulamalıdır.
İnsan, akıl verildiği için hakikatin olduğunu bilmelidir.
Bilmemiz gereken bir tek hakikat vardır; o da anda değişen evrende tekrar olmaz, yapay zeka olmaz, yalan asla olmaz.
Bilmediğimiz bir yerde, hiç tanımadığımız bir özde, duymadığımız bir sözde aklımızı kullanarak “Oku” hakikatini fark edebilirsek o zaman yaşamı görebiliriz.
Bilmek için öğrenmiş olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini fark eden olarak yaşamak, yaşamaktır.