İstemsiz zihin!

KİŞİSELLEŞTİRDİĞİMİZ HAYATIMIZIN HAYALİ OLMASI SÜREKLİ YANKI YARATTIĞI İÇİN KAÇINILMAZ OLARAK, TEKRARLARIMIZ VE İNANÇLARIMIZI TETİKLİYOR.

İçinden çıktığın an göreceklerin sakın seni şaşırtmasın.
Kendin olmadığını, bedenin olmadığını idrak ettiğinde, zamansızlık havuzunda “Hiç” olduğunu fark edeceksin (!)
Birey olduğuna inandırıldığın için var olduğunu zannediyorsun. O yüzden de, her şeyin sana ait olduğuna secde ederek, bilmediklerini zihinsel olarak sahipleniyorsun.
Oysa, hiçbir şey sana ait değil, asla da olmayacak.
Önce ne vardı bilmiyoruz. Fark etmemiz gereken öncenin de hiçten geldiği. O halde, hiç olabilirsek gelecekle uğraşmak yerine şimdi de yaşarız.
Şunu bilmelisin; yaşam nedensizlik ilkesi içinde hedefsizdir, ancak, yasalarında da asla istisnaya izin vermez.

Modern insan ve Neandertal, FOXP2 olarak bilinen, şempanze versiyonundan iki amino asit değişimiyle farklılaşan transkripsiyon faktörü geninin türetilmiş bir versiyonunu paylaşıyor. FOXP2, konuşmanın ortaya çıkması için gerekli olan yüz kaslarının ince motor kontrolünü etkiliyor. Neandertal ile aynı birincil dizilere sahip olmasına rağmen, modern insanın beyin nöronlarında FOXP2 genlerinin düzenlenmesi, Neandertal’e göre farklılık gösteriyor.
Moleküler biyoloji araştırmaları, bu genetik ipuçlarını, günümüzde sembolik ve kültürel davranışlarımızdaki farklılıklarımızda dilin soyumuzda, Neandertal ile ortak atamızdan ayrılmamızdan bir süre sonra ve muhtemelen en geç 150.000 ila 200.000 yıl önce ortaya çıktığını anlatıyor.
Sayısını bilmediğimiz örneklerden biri olarak karşımızda duran bu genetik yapı, biz modern insanların evrim süreci içindeki değişiğimini kanıtlıyor.
Yani; değişirken gelişiyor, geliştikçe değişiyoruz.
Peki, bunun gibi bir çok araştırmanın sonucunu ortaya koymaya başladığımız günümüzde insan yaşamında neden bir şeyler sürekli kendini tekrar ediyor?
İçsel olarak kendimizi idrak edemediğimiz olabilir mi?
Yaşamın içinde bir tek hücrenin bile akıllığı olduğunu kabul edersek, kendimizle ilgili ilk adımı atabilir, bu bilinmezlik döngüsünü kırabiliriz (!)

İnsanın; “FİZİKSEL VE ZİHİNSEL KENDİME AİT BİR GERÇEK VAR MI?” sorusunu kendine sorması, O’nu çıkış kapısı önüne getirir, sonra da kapıyı açıp dışarı çıkmasını bekler (!)
İnsan, kendinin farkında olması için eskisini silmesi gerekir.
İnsanın en büyük sorunu; düşünerek karar vermesi yüzünden yarattığı zihinsel travması ve güvenlik içinde yaşadığına inandığı rüyasının gerçek olduğuna biat etmesi. İnsanların büyük bir bölümü, acı çekmeden hayatta kalmanın mümkün olamayacağını belirtmiş, bir bölümü de “inanç olmadan yaşam olmaz” söylemine inanıp, sürekli düalite yaratmıştır.
Düalite, ötekileştirmenin kapısını açar ve insan, kişisel bir bakış açısı olan bu düşünce modeli ile doğum ve ölüm arasındaki hakikati asla idrak edemez.

İnsan açısından, primat döneminin öncesi yaşamın tamamı evrensel zeka bağlantılı bir değişim sürecini anlatır.
Dünya dışı varlıklar tarafından akıllandırmak için başlatılan insan DNA’sına müdahale, düşünmemizi primat döneminde başlatmış, insanımsı ile devam etmiş, modern insanda tavan yapmıştır.
Düşünce, etimolojik olarak “Düş” kökenlidir ancak, içinde “Dü” yani; iki (Düalite) anlamı yüklenmiş zihinsel bir tetiklemedir. Düşünce o kadar çok anlam yüklenmiş bir kelimedir ki, “Ün” takısı ile kişiselleşmiş, “Düşün” emir kipi ile 1. tekil yapısı dolayısıyla, zihinsel köleliğini yaratmıştır.
Kendimize ait bir kararmış gibi gözükse de “İstemsiz” bir davranış biçimidir.
İstemsizlik bile “İste” kökünden gelen emir kipi, 1. tekil şahıs ve “Ben” demektir. Tam karşılığı; günümüz anlamıyla “Birey” ya da “Kişi”, psikolojimizin kökünü oluşturan “Ego” demektir ve de zihinsel köleliğimizin temelini oluşturur.

Bilinç altımızdan kaynaklı primat zihin yapımızı anlayamazsak, zihinsel ve kişiselleştirdiğimiz dünyamıza ait fırtınaları dindiremez, birilerinin ve onların yarattığı inançların kuyruğuna takılmaktan kurtulamayız. Çünkü, primat zihin yapısı, içinde bulunduğu duruma göre kimyasal yapıyı “Ya Kaç, Ya Savaş” olarak “Korku” kaynaklı psişik bir tetikleme olarak değiştirmektedir.
İnsan, bugüne kadar evrim kökenli tetikte kalmak olan (!) korku ve güvensizliği dolayısıyla hayali bir dünya kurmuş, bu dünyasına inanmaya devam ettirildiği (!) için de üzerini bir çözüm olarak kabullendiği düşünceleri ile örtmüştür.
İnsan, düşüncenin bir illüzyondan ibaret olduğunu keşfedebilirse geçmişin, korkularının ve zamanın gölgesini içermeyen bir kavrayışı idrak edebilir. Psikolojik açıdan düşüncenin getirdiği her şey toptan idrak edildiğinde ortaya sadece “Aşk” çıkar, “Merhamet” çıkar, “Zeka” çıkar.
İnsan, korku ve güvensizlik üzerine yarattığı kelimelerine kattığı anlamda değil, “Hiç” olduğu yaşamda olur.