Kişiliksiz insan!

STATİK İNANCIN TEKRARLAR ZİNCİRİ, BİR KİBİR MODELİ OLAN KİŞİLİK, SADECE SORUMSUZLUĞU GELİŞTİRİR. “YARATTIM” KÖRLÜĞÜ İLE BAKARKEN DE YAŞAMI OKUMAYI ENGELLER

Göz, görmek fiilini oluşturan bir organdır. Gözün evrensel muhteşemliği, 4 duyu organından farklı olarak, diğer organlardan beyne gelen tüm sinyalleri Talamus üzerinden etkiliyor olmasındadır.
Derinliği kapsaması, ön uyarıcı olması yanında zihinsel tepkinin anahtarı olan belleğin yapılandırılmasında da oldukça etkilidir.
Her duyu organımız önemlidir ama görmek fiilini oluşturan göz, karar verme eylemimiz için günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası, psikolojimizin yol arkadaşıdır!
Göz, gün içinde Gözlem, Gözlemci ve Gözlenen (iletişim-ilişki) hakikatinin olmasını sağlar.

Dünya’daki diğer canlılardan farklı olarak 5 duyu organını aynı anda kullanan insanın beyni “Nedensellik İlkesi”ne bağlı, evrimde daha da büyümüş, bu büyüklüğü sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da evrime katkı sağlamıştır.
İnsan yaşamına baktığımızda, bugüne kadar geldiği noktada yaşamını kişiselleştirdiğini görürüz.
Korku kökenli zihin yapısı ile sürekli olarak bir şeyi anlamlandırmak adına, kendini bir nitelik olarak kabul etmek zorunda hisseder. Hatta, her şeyi bir nitelik haline getirir!
Ancak, insan, bu nitelik zincirinin halkalarını düalite kararları ile oluşturmuştur. Çünkü, insan zihni geçmişten hareket eder ve sınırlayıcıdır.

Sabah uyandığımız andan itibaren düşünmeye başlar, kararlar zinciri oluşturmayı sürdürürüz.
Tüm bu döngü içinden adeta cımbızla çekip çıkardığımız düalite kaynaklı ihtiyaçlarımız için olumlu sonuçlar bekleriz. Olmayınca da, hayali inandığımızdan çözümü ister, “Benim başıma neden geldi?” diyerek, şikayet ederiz.
Aslında, şikayet ettiğimiz bu “Olan”ı kendimiz yarattığımızı görmek istemeyiz…
…değil mi?
Düşünerek… zihinsel geçmişimizden taşıdığımız bilgiye bağlı olarak ve de en önemlisi bir kişiliğimiz olduğuna inandığımız için… kendi oluşturduğumuz şeyi inkar bile ederiz.
Doğa, yani; evren bir kişilik oluşturmaz.
Çünkü, “Nedensellik İlkesi” olanın nedenidir ama kendi değildir.
Çevrenin yapısı olana izin verir ama kendi değildir.
Evren, dinamik bir şekilde hareket eder. Bu dinamik yapı, bir anın tekrar etmesine asla izin vermez.
Doğum ve ölüm olması bunun nedenidir ama kendi değildir.
Sürekli dinamik bir yaşam olur ama sonsuz değildir.
Sonsuzluk varsa, doğum ve ölüm olamaz.
“Nedensellik İlkesi” olamaz.
Evren olamaz!..
Temel olarak, hiçbir şey olamaz!
Biz, insan olarak, bir kişilik oluşturduğumuzu kabul ederiz, sürekli değiştiğimizi fark edemediğimiz ve de zihinsel çöplüğümüze attığımız “Kişilik” bilgisinin tekrarını, dinamik evrende statik hale getirdiğimizi anlayamayız.
O yüzden de, başımıza gelen her şeyi bir yaratıcıya bağlar, sürekli şikayet eder, hatta yaratıcıyı suçlayıp, güya kendimizi rahatlatırız. Oysa, gerçek olan; daha sonra önümüze çıkan sonuçlar… hastalıklar, mutsuzluklar, travmatik olma gibi… bir takım sonuçlar statik inançtan (kişilik) kaynaklıdır, ne yazık ki biz anlayamamışızdır.
“Kişilik”, kelime olarak; “Nedensellik İlkesi” karşıtı bir anlam içerir, subliminal mesajlarla da “bireysel” inancı oluşturur.
Dünya’da şu anda yaşananlara baktığımızda, insan kaynaklı olarak kabul ediyor görünüyoruz değil mi? Ancak, yaşamı bireysel olarak kabul ettiğimiz için bir başkasını sorumlu tutuyor ve sürekli suçu ona atıyoruz.
Bu durum kendi özel yaşamımızda da böyle!
Evet, her birimiz bir kişilik sahibiyiz ve bu bizi bireyselleştirdiğimiz sonucun kucağına atıyor.
Hiç birimiz şikayet etmemeliyiz. Çünkü, hem sorumsuz yaşıyor, hem de yaşamı okumaya körüz!