Kör aracı

5 DUYU ORGANIMIZIN OLMASI TABİİ Kİ DOĞAL BİR GERÇEK AMA OLDUĞU HALDE KULLANMAMAK MI, İŞTE EN BÜYÜK SORUMUZ O!..

Bütün çabaların gösterildiği ama tek bir sonucun ortaya çıktığı, sadece insan için gereçli olan dünyadaki en önemli aracı nedir?
Gerçeği bilmemize rağmen peşinden koştuğumuz, onun için tüm inançlarımızı dahi terketme cesareti gösterdiğimiz bir aracı!..
Dört harfli bir kelime: Para.
Evet.
Para.
İnsan, evrende sayısını bilmediği kadar çok zenginliği keşfetmek hatta, o zenginliklerden biri olduğunu fark etmek yerine -çıkarları doğrultusunda- sahip olmak dürtüsü ile düşünerek kör olmayı tercih etmektedir!..

Size bir kelimeden bahsetmek istiyorum: “Kör.”
Körlük, -bilimsel olarak- zihinsel etkinliğimize yardımcı olan 5 duyu organımızdan biri olan “gözün yetisini kaybetme durumu, kör olma hali” olarak açıklanır.
Bu doğuştan, ya da sonradan olabilir.
Bazı örnekler var ki, milyonlarca yıldır kör olmalarına rağmen yaşamaktadırlar. “Yıldız Burunlu Köstebek, Sinopoda Scurion Cinsi Örümcek, Thaumastochelidae Cinsi Derin Deniz Istakozu, Kör Mağara Malığı, Kör Mağara Semenderi” gibi bir kaç canlıyı gösterilebiliriz.
Peki, bu türlerle bizim aramızdaki fark nedir?
Aslında, yoktur. Çünkü, evrendeki tüm canlılar bulundukları yer ve çevreye göre yaşamaktadır.
Ancak, henüz adı* konulamamış (dini bir terminolojiden gelen yakıştırma)* biz insan türünün farklı olduğunu düşündüğü bir süreçte yaşama çabası, içinde bulunduğu durumu fark edemediğini gösterir.
Dünya’da su, kara ve hava olmak üzere üç temel canlı tür bulunur. Bu üç temel türün bulunduğu yer ve şartlara göre sayısını bilmediğimiz kadar da çok örneği, milyarlarca yıldır değişim ve gelişimini sürdürmektedir.
Evrendeki tüm canlılar için geçerli sadece bir kural vardır: o da; enerji üretmek için yemek, türün devamı için üremek.
Bunun dışındaki tüm süreç bulunduğu yer ve çevreye göre olması gerektiği için olur.
Buna, “Nedensellik İlkesi” denir.
Ancak, insan, kendini bu hakikatin dışında görerek farklı olduğunu düşünür ve -günümüzdeki örneklerine baktığımızda- sürekli hata yaptığı görülür!..
“Ben akıllıyım…”
“Ben her şeyi bilirim…”
“Ben dünyanın sahibiyim…”
“Diğer tüm canlılar hayvan…”
…inancı içinde var olduğunu düşünür.
Kişiselleştirdiği kararları sonrası ortaya koyduğu her bir eylemi sorumsuzluk örneği olup, sadece kendine değil, dünyadaki tüm canlılar için felaketlere neden olan sonuçlar yaratır.

İnsan, 300 bin yıl önce “Homo” dönemi başlarında varlığının gelişimini sağlayan güdülerini kullanırken, yetileri ile kendini bu günlere getirdi. Ancak, günümüzde yapılan araştırmalar, türümüzün 4.5 milyon yıl önce iki ayaklı akrabalarımıza DNA düzenlemesi yapıldığına ait bilimsel çalışmalar sunuyor.
Kazakistan Al Farabi Üniversitesi profesörlerinden Matematikçi Vladimir Shcherbak ile Kazakistan Fesenkov Astrofizik Enstitüsü Astrobiyoloğu Dr. Maxim Makukov, yaptıkları araştırmalar sonucu 2019 yılında insan genomu üzerine bir çalışma yayımladı. Çalışmada, DNA’mızda gizli bir kod olduğu, doğal gelişimimize hiç uymayan “matematiksel bir kalıp” içinde bilinmeyen bir dil içerdiği ayrıca, bunun doğal olma ihtimalini de 10 Trilyon üstü 10 olarak belirttiler.
Shcherbak ve Makukov, bu kodun dünya dışı varlıklar tarafından bedenimize manipüle edildiğini, “DNA’mıza uygun olmayan yapay bir mutasyon” diye de açıkladılar.
Ayrıca, 2014 yılında Mineralog Dr. Sam Iyengar, bir araştırma sonrası Pakistan’ın Sind Eyaleti’nde Mohenjo-Daro’dan (ölü adamlar tepesi deniliyor) on binlerce bin yıllık bir parça -erimiş- çömlek kalıntısı alıp test etti.
Element testinde çoğunlukla silikon, alüminyum, biraz kalsiyum ve potasyum gördü. Buna neden olan etkinin X ışını kırınımından kaynaklı, yani; volkanik bir kayaya benzer sonuç ortaya koyduğunu açıkladı. O dönemdeki toprağın kil olduğu, bu şekilde bir sonuç vermesinin tek yolunun çok yüksek bir sıcaklığa maruz kalması olarak belirti.
Dr. Iyengar, 4.000 ile 5.000 derece arası bir sıcaklıktan bahsediyordu ki, bu sonucun o günkü şartlara göre doğaüstü bir durum olabileceği gerekiyordu.
Aslında, Hindistan’ın Vedik metinlerinde eski uygarlıklara ait birçok savaş anlatılır ve bu savaşlarda da nükleer güç kullanıldığının örnekleri vardır. Hatta, bu metinlerin anlatımında insan formunu almış varlıklardan da bahsedilir.

Şimdi, bizim DNAmıza uygulanmış bu yapay mutasyonun zihinsel olarak gelişimimize nasıl bir etkisi olmuştur henüz bilmiyoruz ama dünya üzerindeki yaşamımıza bakınca, çok da doğaya uygun yaşamadığımız görülüyor.
Peki.
Bize müdahale edenlerin düşünce yapısı da mı insana benziyor?
Henüz bunu net olarak bilmiyoruz. Fakat, şunu biliyoruz ki, insanın bazı dönemlerde atom bombası test etmesi örneğinden yola çıkarak, doğaya vereceğimiz zarar için nükleer bomba silolarında biz daha anahtarı çevirmeden engel oldukları (ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Hindistan’nın testlerinde) defalarca örneklenmiş bir gerçek olarak kayıtlarda duruyor.
Bu da, bize, “akıllı olma özelliğini vermelerinin yanında, sorumluluk da almamızı istediklerini görmemizi istiyorlar” demek, sanki çok daha doğru görülüyor.

5 duyu organımızın olması tabii ki doğal bir gerçek ama olduğu halde kullanmamak mı, işte en büyük sorunumuz o!..
Paranın peşinden bu kadar koşarken, -filin küçük bir dükkanda gezmesi gibi- her şeye kırıp döken biz insanlar için zihinsel devrimin gerçekleşmesini sağlayacak “Nedensellik İlkesi” ve “Evrensel Alfabe” ile konuşma yetimizi hatırlamamız gelişimimiz için kaçınılmaz olan bugün “dünya dışı varlık” derken bile, farklı bir canlıymış gibi sınıflandırdığımız o türlerden hiç bir farkımız olmadığını anlamamızı gerektiriyor.
Dünya üzerinde daha önce yaşamış, hala yaşayan ve “Evrensel Alfabe” ile konuşan insanlar olduğunu biliyoruz.
Şunu hiç unutmamalıyız.
Bu kadim insanları ortadan kaldırmak için yapılan nükleer testler dahil, birilerinin kurdukları sistemlerinin para uğruna devamı için kör olmamızı sağlayan kararlarını kabul etmemiz, zihinsel dumura uğradığımızı fark etmediğimizi anlatıyor.
Evrendeki diğer canlılar kadar “Nedensellik İlkesi” içinde yaşarken, “Evrensel Alfabe” ile konuşma yetisine sahip bir tür olarak zihinsel devrimimizi gerçekleştirme hakkına sahip olduğumuzu fark etmeliyiz.
Bunu, elinden alınmış bir oyuncak gibi düşünmek yerine sorumluk sahibi olarak harekete geçmemiz gerektiğini kabul etmeliyiz. Aksi takdirde, yarattığımız her bir sanal dünya geleceğimizi sonlandırması için temel oluşturacaktır.
Verdiğimiz bir tek kararın bile içini göremiyorsak, o zaman vermemeliyiz. Çünkü, sonucu mutsuz edecektir.
Zihinsel özgürlüğü olduğu yerde değil, olduğumuz yerde aradığımız için bir aracıya, yani paraya bağımlı yaşıyoruz!..