Küçük bir etki!

YAŞAMIN DEĞİŞİMİNDEKİ EN BÜYÜK ETKİSİ KÜÇÜK DOKUNUŞLAR İÇİNDE GİZLİDİR. O KÜÇÜK DOKUNUŞ EVRENİN BÜYÜKLÜĞÜ İÇİNDE BASİT GİBİ GÖRÜLSE DE, EVRENİN TAMAMINI KAPSAR.

İnsanın en güçlü dürtüsü çıkarlarıdır. Bu dürtü, günümüzde ortaya çıkan tek taraflı bakış açısının nedenidir.
İnsanın verdiği bir kararının doğruluğunun ispatı mümkün müdür?
Ya da, devletlerin anayasaları, kanunları doğru mudur?
İster kişisel, ister toplumsal olsun bir karar verdiğimizde bu kararın doğruluğu mümkün mü?
Devletler, anayasaları üzerinden vatandaşlarının güvenliği ve huzuru için kanunlar çıkardıklarından bahsederler ki, her devletin kendi anayasası ve kanunları vardır (!)
Kendimize şu soruyu sorabilir miyiz?
“Devletlerin anayasalarının, kanunlarının doğruluğu mümkün müdür?”
Madem ki, her devletin anayasası, kanunları ve kendi içinde kültürel, geleneksel inançları ile kararları gerçekleşmekte o zaman, doğru olan hangisidir (!)
Bu durumda iki ülke arasında… ki, 208 ülke arasındaki tüm şartlar doğal olarak değişik olacaktır. Birinin anayasası ile kanunları, diğerinin anayasası ile kanunları farklılık içerecek ve birinden bir diğerine gittiğinizde çok dikkatli olmak zorunda kalacaksınız ayrıca, birinde geçerli olan kanun diğerinde geçerli olmayabilir, ya da, tam tersi.
Peki, şimdi ne olacak (!)

Dünya’nın evrendeki yeri sürekli değişmekte.
Milyarlarca yıl önce Güneş’in yörüngesinde kaotik sonuç sonrası ortaya çıkan bir kaya gezegeni olarak, bulunduğu yerin sürekli değişimi, kendinin şartlarına bağlı değişimi, göktaşlarının, depremlerin, radyasyonun etkisi… etkisi… etkisi… yani, bunun gibi milyarlarca yıldır yaşanmış tüm kuvvetlerin etkisi, dünyamızın tüm bu süreçte hiç bir şekilde aynı olmadığını doğrular.
Tek doğru; devam eden bu parametrelerin çokluğu karşısında bizim yapabileceğimiz hiçbir şeyin olmamasıdır.
Aslında, anlamamız gereken çok basittir.
Fizikçiler, aklı sıra bu kuvvetleri formüllerle anlamaya, anlatmaya çalışıyor olsa da..!, dinamik olan bu yapıyı anlayacak ne o zekaya sahip bir beynimiz var, ne de o formüller yazılırken, değişen evrenin ne olduğunu idrak edecek bilgimiz (!)

Yaşamın değişimdeki en büyük etkisi küçük dokunuşlar içinde gizlidir. O küçük bir dokunuş evrenin büyüklüğü içinde basit gibi görülse de, evrenin tamamını kapsar.
Evrende, karar veren yoktur.
Evrende, değiştiren yoktur.
Evrende, zaman ve mekan yoktur.
Her şey olur… olur… olur…
Farabi’nin dediği gibi; “Hiçbir şey kendi kendinin nedeni olamaz. Çünkü, nedenin kendisi oluşandan öncedir.”
Şimdi, biz insan olarak bu açıklama karşısında nasıl hareket edebiliriz, hiç düşündük mü?
Hayır.
Hiç de düşünmedik, düşünmüyoruz da. Çünkü, biz, dünyanın dinamik olmadığını, “Benim kararlarım” dışında bir karar olmadığını, senin asla olmadığını, evrendeki tüm yaşamın bir çatı altında olmadığını iddia eden “Mutant” bir türüz.
Ne inançlarımız, ne kararlarımız, ne de hayatlarımız doğru olmayan bir yolda var olduğunu zannediyor.
Dünya’da 7.8 milyar insan yaşıyor.
…ve her insan, bu dünya üzerinde sadece kendinin olduğunu zannediyor. Bulunduğu alanın dışındakileri “Yok” diye kabul ediyor.
Zihinsel altyapısının hala primat temelli olduğuna dini bir inanç kılıfıyla karşı çıkarak, kendi kendinin nedeni olamayacağını, kendinden önce nedenlerin de olduğunu anlamak istemiyor.
İşin ilginç yanı, herkesin kendine ait bir düşünce ve inancı olduğunu ve bu yapı üzerinden karar verebileceğini kabul ediyor da, bu kabulün bir çıkar, bir beklenti ve korku kaynaklı bir düşünce olduğunu anlamak istemiyor (!)
“Doğru” diye bölen sistem ve düşünce, “Suç” diye ayıran gelenek ve inançtır.
Aslında, baktığımız zaman 7.8 milyar insan için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; “İnsan, sorumsuz bir türdür.”
Araştırmaz, bakmak görmek dolayısıyla okumak istemez çünkü, her şeyi hazır bekler. Sürekli olarak; “Bana dokunma, ben böyle iyiyim” der.
İnsan, şunu çok iyi bilmelidir; “Düşüncelerinin kölesidir.”

Evrenin tamamında, -her canlı için geçerli olan kural- bulunduğu yerin çevre ve şartlarına göre, fiziksel yapısına bağlı olarak sayısını bilmediğimiz kadar çok dil oluştuğudur.
Hepsinin ortak noktası; aynı anlamlar içermesidir (!)
Evrendeki yaşamın bütün alanı zekadır ve biz, kendi kendimize; “insan” (ki, bu dini bir tarif) diyerek, farklı olduğumuzu zannediyoruz oysa, anlamamız gereken; bu zekanın içinde belli bir süre var olan düzenin bir nedeniyiz.
Gördüğümüz, işittiğimiz, dokunduğumuz ile hissettiklerimizin sonucunda düşünürüz.
Düşünce, zihnimizden karar vermememizi sağladığı için verdiğimiz her karar geçmişe ait olur ama kendimizi bir yere koymaya çalışırken, rekabet yaratmak adına en önemlisi de yalnız kalmaktan korktuğumuz için (ki, bu yapı primat zihin kaynaklıdır) her kararı verebilme hakkımız olduğuna inanırız.
O yüzden, tekrar soruyorum; “İnsanın verdiği bir kararının doğruluğunun ispatı mümkün müdür? Ya da, devletlerin anayasaları, kanunları doğru mudur?