Süblimleşmiş zihin!

BİRİNDEN BİR ŞEY İSTEMEDEN ÖNCE ÇOK DÜŞÜNMEMİZ GEREKİR. İSTEĞİMİZLE KARŞIMIZDAKİ KİŞİNİN KİBİRİNİ KABARTMAK YERİNE HAKİKATİ FARK EDEBİLİRSEK, GEREKLİ OLANA KAVUŞMAMIZ ÇABUK VE KOLAY OLUR, HEM DE BAŞARDIĞIMIZ İÇİN MUTLU OLURUZ!..

Başka insanlarla aynı düşünceyi paylaşmak zorunda mıyız?
Hayır.
Tek taraflı bir sistemin kuyruğuna takılmak zorunda mıyız?
Hayır.
Kişiselleştirilmiş bir inanca biat etmek zorunda mıyız?
Hayır.
…ancak, yaşamın kendi olduğumuz için etrafımızdaki her canlıyla iletişim ve ilişki kurmak zorundayız. Çünkü, kapımızın içeriden çalındığını sadece o zaman duyarız.

Geçtiğimiz günlerde, San Francisco California Üniversitesi’nden biyofizikçi Prof. Ben Larson ve ekibi, beyni olmayan mikroskobik bir organizmanın içinde saat gibi işleyen yapı olduğunu tespit ettiklerini açıkladı.
Ekip, yaptıkları çalışmada mikroskobik organizmaya verdikleri komutlar sonrası Tubulin Lifleri’nin eşzamanlı davranışlar oluşturmak için moleküler süreçleri nasıl değerlendirdiğini, buna bağlı olarak bir tür bilgi işlemenin gerçekleştiğini tespit ettiler.
Yani, bu tek hücreli canlılar beyin ve sinirlerden ziyade “sinyal molekül ağları” tarafından kontrol ediliyordu.
Prof. Ben Larson; “Bu durum bize, bu tek hücreli canlıların hayatta kalmak için dış ortamla birlikte hareket ettiklerini gösterdi” derken, aslında yaşam döngüsünü sağlayan “Nedensellik İlkesi”ni anlatıyordu.

Dilbilimciler, insanın kelime ile ilk tanışmasını Tibet kaynaklarına göre yaklaşık 50.000 yıl önce “Mu Kıtası’nda başladı” olarak kabul eder. “Tanrıların sözü” denilen ilk kelimeler günümüze türlü kültürlerle gerek sembolik, gerekse de yazılı olarak değişime uğrayarak aktarılmıştır.
Bugüne kadar dünya üzerinde, on binlerce yıldır kullanılmış yaklaşık 38.000 dilin konuşulduğu, çoğunun zamanla yok olduğu tahmin edilmektedir.
Birleşik Krallık’taki Cambridge Üniversitesi’nin Etnoloji Ansiklopedisi dünyada şu anda toplam 6.909 dil olduğu belirtilmiş, Sümerler’in “Çivi Yazısı”nı insanın ilk düzenli kelimeleri kabul etmiştir.

Ben de bilgiye dayanarak, “Meslek” kelimesinin etimolojik yapısına göre nasıl bir değişim yaşadığını ele aldım. İlk olarak, MÖ 4000 yıl önce Sümer’ler tarafından “Politeizm” yani; çok tanrılı dinler döneminde “her şeyi bilen tanrı ile aracılık yapan” anlamı yüklenerek kullanılmış.
Meslek kelimesine binlerce yıldır türlü anlamlar yüklense de genel olarak insanı tanrısal bir zihin yapısı içinde hareket etmeye zorlamış. Çünkü, binlerce yıl sonra bile bugün ki şirketlerin hiyerarşik yapısına baktığımızda “Politeizm”i görürüz. Bu defa, her şeyi bilen tanrının yerini MS 1200 yılının başlarında Modern Fransızca’dan gelen “Patron”, aracılık yapanın da yerini 1984 yılında İngiltere’de ilk defa kullanılan “CEO” almış.
Zaman içinde konuşma yetisi oluşmuş insanın kelimeleri binlerce yıldır değişerek ortaya dökülse de günümüz iş dünyasında ne yazık ki mutsuz etmiş.
Çalışanın her an tepesinde duran “ya işimi kaybedersem korkusu” hem geleceğini etkilemiş, hem de CEO’nun kölesi haline getirmiş. O yetmezmiş gibi, CEO’nun talimatı veren -tanrı patron- yüzünden kelimelere döktüğü “yeniden yapılanıyoruz” yalanı ile çalışanını kovması ayrı bir sorun oluşturmuş.
Hemen aklımıza şu soru gelebilir; “tüm bunları bir kenara bırakarak hayatımı özgürce kazanma imkanım yok mu?” Bugün ki şartlarda böyle bir imkan yok. Çünkü, ekonomik sistemi kuranlar sübliminal mesajlarla çalışanın zihnini sürekli dumura uğratıyor. Dolayısıyla da, “Meslek” başlığı altındaki zihinsel kölelerin, verimli olmanın acımasızlığa dönüştüğü, kazancın şiddet aracılığı ile yanlış yollara ittiği göz önüne alınınca, 7/24 saat çalışma modeline kurban olmaları normal gözüküyor.
Sömüren dini kökenli bu zihin yapısının insanda içsel savaş oluşturan düşüncesi, açgözlülük üzerine kurulmuş meslekler üreterek, doğru bir çalışma modelini imkansız hale getiriyor.

Birinden bir şey istemeden önce çok düşünmemiz gerekir. İsteğimizle kişinin kibrini kabartmak yerine hakikati fark edebilirsek, gerekli olana kavuşmamız çabuk ve kolay olur, hem de başardığımız için mutlu oluruz.
Meslekler, yapısının temelini oluşturan hiyerarşi ve düalite (hiyerarşi: korku, düalite: güvensizlik kökenlidir) ile sorumsuzluk yaratır. Onun içindir ki, bir meslekte dinsel zihin yapısı yüzünden “Bir gün ben de her şeyi bilen tanrı olacağım” hırsı ile hareket etmek, karar vermek ve her canlıyı bir rakip olarak görmek yatar.
Dünya’da yaşam değişmeye başladığı andan itibaren türler şeffaf bir zekayla gelişmiştir. İnsanımsı ise akıllanma yolculuğunda düalite bakış açısını kabullendiği bir kişilik oluşturarak günümüze kadar travmatik ve kaotik yaşamaktadır. Hatta, böyle de yaşamaya devam edecektir.
Ebeveynlerin çocuklarını kendine göre yetiştirmesi, genetik olarak bilgi aktarımı ile sonuçlanan bu süreci anlamadığı için kısır öneriler zinciri yaratır. Ne yazık ki, çocuk da aynı zihin yapısı içinde süreci tekrar etmekten başka bir çaresi kalmadığını fark edemez.
Önerinin temelini oluşturan her karar, sonu hüsranla bitmeye mahkum mesleki yaşamın, acı içinde yaşanmışlığının mükemmel bir örneği olmaya mahkumdur. Bu yüzden de, günümüzde başarılı olduğuna inanılan iş insanlarının “mesleki kariyerleri”, kendi istekleri dikkate alınmamış biyografilerle doludur!..

İnsanın en büyük sorunu, “ben özgürüm” dediği mükemmellik, diğer bir yüzüyle kibir oyununda gizlidir.
Bu oyun, korku kökenlidir. Çünkü, inançlarının esiridir.
Bu oyun, güvensizlik kökenlidir. Çünkü, geçmişi kopyalamaktadır.
Dolayısıyla, insan hayatında yeni hiç bir şey yoktur.
Hatta, her şeyi “Başardım” zanneder. Oysa, kibirli yüzünü görememiştir.
Süblimleşmiş zihin yapısıyla dolaşır, yalanlarını kamufle eden mesleğinin tanrısı olduğuna inanır.
“Ben” düşünceli anahtarı ile “Benim” kapısını açarak yaşar, travmatik hayatının sonunda da mutsuz ölür.

Gelelim en baştaki mikroskobik organizmaya…
Nedensellik ilkesi içinde yaşaması, bizden daha mı akılsız olduğunu gösteriyor?
Yoksa..!
İnsan olarak, ne yazık ki, bunu hiç bir zaman anlayamayacağız. Çünkü, başını ve sonunu bilmediğimiz evrenin bir köşesindeki dünyada yaşarken, bir karışlık beynimizde kelimeler sonucu yarattığımız hazlar arası düşünce modelimiz keyif veriyor.
Ne dersiniz?