Titreşen alan!

YAŞAM İÇİNDEKİ TÜM CANLILARIN BİRBİRİ İLE ANLAŞMASINDAKİ TEMEL NEDEN KARŞI TARAFTAKİ DİĞER CANLIYI OKUMASI, O’NUN ALANINA SAYGI GÖSTERMESİDİR. İNSAN HARİÇ!

Epigenetik ve Gelişim (Hücre) Biyoloğu Prof. Dr. Bruce Lipton, zihnimizin hücrelerimizin hükümeti olduğunu açıklıyor. Bu açıklaması; “Bir insan vücudunda 150.000’den fazla farklı protein var. Proteinler, fiziksel yapımız ve işleyişini sağlar. İnsan protein, yaşam titreşimdir (enerji). Çevre şartlarına göre her titreşim (enerji) farklıdır. Ancak, bu titreşim (enerji) sizin de içinde bulunduğunuz alandaysa, etkilenirsiniz. O yüzden, bu konuda kendinizi eğitilmelisiniz” şeklinde özetlenebilir.
Bir canlının vücudu: Atom, Molekül, Organel (Protein), Hücre, Doku, Organ, Organ Sistemi ve Organizma’dan oluşur. Bu sistemin hareketini sağlayan da titreşimdir (enerji).
Evren, yani; tüm yaşam titreşim (enerji) ile iletişim halindedir.
Yaşamın içindeki tüm canlıların (insan hariç!) birbiriyle anlaşmasındaki temel neden, karşı taraftaki diğer canlı ile arasındaki mesafeyi titreşimine (enerji) bağlı olarak korumasıdır.
Tam karşılığı: O’nun alanına saygı göstermek.
Buraya kadar her şey tamam.
Peki. İnsanı bu gerçeğin neresine koymalıyız?
İnsan, kendi olmak üzere tüm canlılara neden saygı duymaz? Aslında, cevabı çok basit. Prof. Dr. Bruce Lipton’un dediği gibi; “Bu konuda eğitilmedi!”
İnsan, yaşamla iletişimsiz ilişki kurmaya çalıştığı için, duygularına göre karar verdiği için, sürekli zihnindekilere (geçmişi) göre düşündüğü için yaşama saygı duymaz. Oysa, insan da diğerler canlılarda olduğu gibi titreşimle iletişim kurup, karşı tarafı okusaydı, dünya bugün bu halde olmazdı!
Gerçek olan şu ki; insan, bu yetisi olmasına rağmen yaşamı okuyamıyorsa, tek suçlu yine kendisidir.
Bilmek, bilgiyi hatırlamaktır. Asla yeni değildir ve trilyonlarca hücremizin yöneticisi olan zihnimiz, tüm geçmişimizi kaydettiğimiz alanımızdır. Okumayı bilmediğimiz için de sürekli olarak zihnimizdeki geçmişten hareketle yola çıkarız.
Bu durum, insanın yaşamı anlamadığını, anlamamak için de sorumsuzca yaşadığını, öğretiler üzerinden hayatını sürdürdüğünü gösterir.
Aslında, daha öncesini gördüğümüzde, bir laboratuvar olan dünyamızda subliminal mesajlarla seçmek zorunda bırakıldığını anlarız!
Gerçekte, bir canlı vücudunun nasıl hareket ettiğini anlarsak, yaşamı okumayı hatırlarız!
Bilenlerin dediği gibi; “Vücudunu okursan, evreni okumuş olursun…”