Yapay antropoloji

ZİHNİMİZİ ETKİLEYEN KORKU TEMELLİ TRAVMATİK GEÇMİŞE AİT BİLGİNİN YATAĞINDAN SÜREKLİ ÇEKİP ÇIKARDIĞIMIZ DÜŞÜNCELERİMİZİN SONUCUNA BAKARSAK, DÜNYA’NIN BU HALE GELMESİ ÇOK NORMAL GÖRÜLÜYOR (!)

Milyonlarca yıldır DNA’sına müdahale edilmiş ve “Biz size akıl verdik” denilerek bilgilendirilmiş insan, zihinsel gelişimini korku temelli travmatik bir yapı üzerine inşa ettiği için “Sanal Gerçek” bir dünyada yaşıyor.
Günümüzde, yapılan araştırmalar beynimizin küçüldüğünü, nöronlarımızın tüm geçen zaman içinde azaldığını, beynimizin işlevini yaşadıklarımıza bağlı olarak evrime göre değil, kendimize göre belirlediğimiz biat kültürü ile şekillendiğini gösteriyor.
Diğer türlere göre, insanın değişmek yerine tekrar ettiği gelişiminde düşüncesini baş köşeye oturtması, geleneksel ve kültürel yaşama bağlı, yukarıdaki sonuçların ortaya çıkmasını sağlayan gerçekler olarak kabul ediliyor.
Evrim kurallarına göre değişim gösteremediği için de “Sorgulamak = Öğrenmek” yerine, hayal dünyasında yaşıyor.
Bugün geldiğimiz noktada, günlük hayatta hırslanan, kızan, kırılan, güvensiz olarak sürekli kendinden söz edilmesini, “en muhteşem sensin, en güzel sensin, en akıllı sensin” denilmesini bekleyen insan için yakın bir zamanda değişim beklemek imkansız görülüyor.
Doğanın sürecine etki eden kararlarımız farkındalığımızı körelttiği için sorgulamamız gerekirken, çözümsüzlüğümüzde yaşamamızı sağlıyor, dolayısıyla da travmatik zihnimiz hastalıklarımızı bile yaratmamıza neden oluyor. Doğanın tedavi edici gücünü elimizin tersi ile iterek, tıpta “zehir” olarak tanımlanan ilaçlar ile kendimizi kandırıyoruz.
Doğanın kendi, evrimin kendi olduğumuzu unuttuğumuz için, “Ben” yanılgısı içinde zihnimizi etkileyen korku temelli travmatik geçmişe ait bilginin yatağından sürekli çekip çıkardığımız düşüncelerimizin sonucunu fark etmek istemiyoruz.
Dünyayı her açıdan kaotik hale getirmemizi bile sanki, biz yapmamışız gibi çok normal karşılıyoruz (!)

UCLA Tıp Fakültesi Nörobiyoloji ve Psikiyatri Profesörü Alcino Silva; “Anılarımız, bizi biz yapan şeyin büyük bir parçasını oluşturuyor. Birbiri ile alakalı deneyimleri bağlayabilme kabiliyeti, dünyada nasıl güvende kalacağımızı ve başarılı şekilde işleyebileceğimizi öğretiyor. Her şeyi hatırlasaydık yaşam imkansız olurdu” diyor.
Ayrıca, “Beyin neden anıları bağlama kabiliyetine müdahale eden bir gene ihtiyaç duyuyor ki?” sorusuna da; “Beynin daha önemsiz detayları süzerek, anlamlı tecrübelerin bağlamasını sağladığını düşünüyoruz” diyerek cevaplıyor.
“Önemsiz detayları süzen kim? Anlamlı tecrübelerin bağlamasını sağlayan düşünce nereden kaynaklanıyor?” sorularının cevabı genlerimiz olduğu sürece ki, genlerimiz geçmişi anlatıyor. O zaman, insanın bu hayat modelinin işe yaramadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bunun açıklaması; insan, duyguları ile travmatik zihin yapısı ile olacakları en uç seviyede karar verme noktasında ölümcül hale getirebiliyor. Sınırlar, devletler, bayraklar, güvenlik güçleri ve de silahlar… daha ne olsun ki (!)
Biz tür olarak, şu anda ne yaparsak yapalım hala primat zihin yapısı içinde nefes alıp veriyoruz ve Prof. Silva’nın araştırma sonuçlarına göre de “Önemsiz detayları süzmeye devam edeceğiz!..”

Başka boyutlar, başka evrenler, başka canlılar var mı bilmiyoruz? Hatta, bizim dışımızda kimseyle karşılaşmadık henüz. Ancak, gerçek olan şu ki, daha dünyadaki canlıların tamamı ile tanışmamışken, evrimin ne olduğunu öğrenmeden bir başkasını yaratmaya çalışmak mı?
İnsan için bir hakikat var ki, henüz bebe adımlarıyla bile yürüyemiyoruz (!)
Yürüyemiyoruz ama geleceğimizi şimdiden tehdit etmeye başlayan “Yapay Zeka” ile akraba olduk nedense!..

1136-1206 yılları arasında yaşamış, Türkiye’nin Cizre İlçesi Tor Mahallesi’nde doğmuş mühendis İsmâil bin er-Rezzâz el-Cezerî, “Sibernetik” alanın en büyük dahisi olarak kabul ediliyor. Robot, matris ustası olarak, günümüzde de kullanılan “Güdüm Bilimi sürecinin ilk adımlarını atan” diye de saygı duyuluyor.
En önemlisi de günümüzde kullanılan robotikle iligili bilinen en eski yazılı kayıtların el-Cezeri’ye ait olması.
12. yüzyılda, bu konularda çalışmalar yapan ilk bilim insanı olan el-Cezeri; “Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren” (El Câmi-u’l Beyn’el İlmî ve El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ’ati’l Hiyel) kitabında 50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarının çizimlerini (Leonardo da Vinci’ye de ilham kaynağı olduğu iddia ediliyor) yaparak, bugünün sibernetik ve yapay zekalı robot biliminin mihenk taşını oluşturuyor.

Yapay Zeka, kısaltması: AI (Artificial intelligence) olarak kabul edilmiş bir tanım ve taklit etme yeteneğine sahip, kendini geliştirebilen bir bilgisayar dili olarak kabul ediliyor.
Tipik olarak, insan zekası gerektiren görevleri gerçekleştirebilen akıllı makineler oluşturmakla ilgilenen, birden çok yaklaşımı olan disiplinler arası bilgisayar bilimi olarak tarif edilse de aslında, insan zekâsına özgü algılama, öğrenme, çoğul kavramları bağlama, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, iletişim kurma, çıkarım yapma ve karar verme gibi yüksek bilişsel fonksiyonları veya otonom davranışları sergileyen yapay bir işletim sistemi.
Bu açıklaması bile risk anlatıyor.
Yapay zekanın, insan dahil, dünya üzerindeki tüm canlılardan çok daha akıllı ve yapay bir gelecek oluşturabilecek kapasiteye sahip olması, günümüz insanını hiç rahatsız etmiyor (!)

Kendini geliştirmek yerine “Önemsiz detayları süzerek!” böyle bir yapay akıl geliştirip, robotlara uygulaması, insanın geleceği için hiç de evrimsel görülmüyor. Hatta, yapay sinir hücrelerinin ağ yapılarının tanımlanması sonucu öğrenme becerisi kazanması, yarın nasıl bir kararlar zinciri sunacak, esas bu belirsizlik daha çok korkutuyor.
Son yıllarda, yapılan bilim kurgu filmlerinde bu konuların işleniyor olması, bizim de büyük bir zevkle izleyip, kabul etmemiz, geleceğimizi kendi ellerimizle yok etmemiz anlamına geliyor. Çünkü, “Önemsiz detaylara” takılmıyoruz (!)

Antropoloji, insanın gelişimini evrim süreci içinde doğal kabul eder.
Yapay zeka ile ortaya konulan “Yapay Antropoloji” (!) süreci ise kendimize; “Ben ne yapıyorum?” diye sormamızı gerektirir ki, bu sorumlu olduğumuzu gösterir ancak, korku temelli travmatik zihin yapımız, kararların önemsizliği üzerine kurulunca ortaya böyle yapay bir akıl çıkıyor.
Günümüzde, tüm sektörler bu konudaki çalışmalar için takla atıyor, çok paralı yatırımlar yapıyor ama yarın yapay zekalı robotlar insanın anlayamayacağı dilde konuşup, yapay bir tür olarak direksiyonun başına geçerse o zaman ne olacak, bilmiyoruz?
Yapay zekalı robotlar ortada dolaşırken, insan bu makineler ile iletişim kurabilecek mi, en azından ben merakla bekliyorum.
Bir daha belirteyim; DNA’sına müdahale edilmiş, evrim dışı gelişim gösterip ortaya çıkmış bir tür olarak şu anda anlaşılmaz kararlarla zaten aciz yaşıyoruz. Ya yapay zekalı robotlar, süreci yönetirse insan nereye evrilecek (!)
Evrim, milyarlarca, belki de trilyonlarca yıldır, çevreye bağlı değişimi ile evreni yaratmış ve yaratmaya devam ederken, birden araya yapay zekalı bir “Yapay Antropoloji” süreci girip, zaten var olan korku kökenli travmatik zihin yapımız çok daha kötü etkilenmez mi?
Ne dersiniz?